Dinimizde insanın günlük hayatında sıkça kullandığı bazı terimler vardır. Bu terimlerin an başında Hamd Olsun ve Çok Şükür kelimeleridir. Bu iki terim çok karıştırılmakla birlikte, kullananların bir çoğu bu terimlerin ne anlama geldiğini ve hangisinin nerede kullanılacağını bilmemektedir.

Başlıca Farklar;

  • En öneli farklardan biri, Hamd, Şükürden daha kapsamlıdır.
  • Hamd, Sena, Hamd etmek ve şükürü kapsar.
  • İkisi de tam anlamıyla birer ibadet ve duadır.
  • Hamd, şükür yerine kullanılabilir ancak şükür hamd yerine kullanılamaz.
  • Hamd, nimete de yapılır, belaya da yapılır.
  • Şükür ise sadece nimete yapılır.
  • Hastalığa, fakirliğe ve iyiliğe de hamd edilebilir.
  • “Elhamdülillah” şükreden her kimsenin kullandığı bir kelamdır.
  • Hadis-i Şerif diyor ki, Elhamdülillah diyen hangi nimet olursa olsun şükrünü yapmış olur.
  • Hadis-i Şerif diyor ki, Elhamdülillah dan daha üstün bir dua yoktur.
  • Elhamdülillah Allahu-Teala’nın zatına dır. Alınan veya verilen, artırılan veya eksilen nimetlerde Hamd değişmemelidir.
  • Alınan veya verilen her şeye Hamd edilebilinir, ancak Şükür öyle değildir.
  • Hamd fiile dönüşemeyebilir, fakat şükür fiil omalıdır.
  • Fiil olmasını bir örnekle açıklayabilir, “Zekat bir şükürdür”,”İlim bir şükürdür”,”Nasihat bir şükürdür” çünkü Allah’ın size verdiği akıl nimetinin bir teşekkürüdür.




Şükür Başka Hamd Başkadır

Burada şükür ile hamdin farklılığına dikkat çekmek de yararlı olacaktır. ‘Şükür’ mevcut bir nimet karşılığında Allah’a mukabelede bulunma demektir. ‘Hamd’de ise bir mukabele meselesi söz konusu değildir. Bu itibarladır ki bu dört esas arasında hamd değil de şükür tabiri kullanılmıştır. Aslında burada ciddî bir şekilde şuura parmak basma hususu da söz konusudur.

Allah’ın, üzerimizde mevcut olan nimetlerine karşı mukabelede bulunma şükür ile eda edilmektedir. ‘Hamd’ kelimesi bundan farklıdır; zira o, hem ‘fedail’ hem de ‘fevadıl’a bakar. Yani Allah Teâlâ, Mabud-u Mutlak olması itibarıyla O’ndan bize, -farz-ı muhal- bir lütfu erişmese de O, kemal ve cemal mutlak sahibi olması itibarıyla “mabûd-u bilhak” ve “maksûd-u bil istihkak”tır. Şükre gelince o, nimet ve teveccühün vücuduna vabestedir. Onun için musibetler karşısında hamd edilir de onlara karşı şükredilmez; evet, şükür, bir nimet mukabilinde olur. Bu açıdan burada şuur ve idrak çok önemlidir. Acz ve fakrın doğru sezilmesi, insanı yönlendiren bu iki faktörle şevke yönelmek ve sürekli hizmet atmosferinde bir metafizik gerilim içinde bulunmak öyle ilâhî bir lütuftur ki bunu tatmayan bilmez. Ancak bu metafizik gerilim bazen insanın bu mevzudaki gayretleriyle olur; bazen de mümin-i âşıkın cezb ü incizâbı ölçüsünde kendini gösterir, gösterir de o, Allah tarafından çekilmeye başlar ve irade edilene faik mazhariyet ve maiyetlere erer, erer de göz açıp-kapayıncaya kadar olsun nefsiyle baş başa bırakılmaz. Bu da Allah’ın insana lütfettiği derinlerden daha derin bir ihsandır. İşte bu lütufların derinliğini idrak eden bir insan artık hep şükreder ve bu şükrüyle bütün ubûdiyetin envâını câmi bir mukabelede bulunmuş olur.

1- Bediüzzaman hazretlerinin de belirttiğine göre; kâinatın gayesi hayat, hayatın gayesi ise Allah’a karşı şükürdür.

2- Klasik kitaplarda şükrün; kavlî, fiilî ve hâlî olmak üzere üç çeşidi zikredilir. Bunlara fikrî şükrü de eklemek gerekir.

3- Şükür, nimet karşılığında Allah’a mukabelede bulunma demektir. Hamdde ise bir mukabele söz konusu değildir.


Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.