Başlıca Farklar;

  • İmparator, bir imparatorluğun erkek hükümdarına denir,
  • Kral, belirli bir ulus yad da bölge üzerinde egemen olan hükümdara denir,
  • İmparator, rütbe ve mevki olarak Kral’dan üstündür,
  • İmparatorun eşine veya imparatorluğun kadın hükümdarına imparatoriçe denir.
  • Krallık genellikle ebeveynlerden çocuklara geçer,
  • Krallıklar genellikle monarşi şeklindedir,
  • Krallar genellikle tanrı ile tebaa arasında bir aracı olarak görülürler,
  • İmparator, bilfiil veya hükmen diğer hükümdarları boyunduruğu altında toplar ancak bu hükümdarlar ünvanlarını muhafaza edebilirler,
  • İmparator geçmişte bağımsız olan birkaç ülkeyi yönetir. Bu anlamda etno-kültürel bir devletin hükümdarıdır.
  • İmparator ilahi veya diğer yüksek seviyeden dini özellikler veya karakteristiklere sahip olduğunu iddia edebilir.




Detaylı açıklamalar;

Kral, belirli bir ulus ya da bölge üzerinde egemen olan hükümdar. İmparatordan sonraki en yüksek seküler hükümdarlık makamıdır. Dünyanın pek çok bölgesinde karşılaşılan krallık çoğunlukla ebeveynlerden çocuklara geçer. Bununla birlikte Ortaçağ Almanya’sındaki gibi seçimle başa gelen krallar da mevcuttur. Krallık mutlak veya anayasal olabilir. Krallıklar genellikle monarşi şeklindedir ancak antik Sparta‘daki gibi iki kralın ortaklaşa yönettiği diarşi şeklinde olduğu da görülür.

Krallar genellikle tanrı ile tebaa arasında bir aracı olarak görülürler. Antik Sümerler gibi bazı toplumlarda tanrının temsilcisi olarak görülürlerdi. Bazı toplumlarda kralın kendisi ilahî kabul edilir ve verimlilik ayinlerinde ana figür olarak kullanılırdı. Genellikle bu ayinlerin sonunda kralın kendisi veya onu temsilen başka bir canlı kurban edilirdi. Antik Mısır kökenli olan bu “krallığın ilahî bir makam olduğu” inanışı Helenistik dönemi şekillendirdi ve sonradan Romaimparatorları tarafından yeniden canlandırıldı. Romanın Hristiyan imparatorları tanrının temsilcisi olarak otoritelerini ondan aldıklarını iddia ettiler.[1] Ortaçağ siyasî teorisinde krallık neredeyse rahiplik ile eşanlamlı olarak görülüyordu ve kralın taç giyme esnasında kutsal bir sıvı ile kutsanması töreni bu dönemde çok önem kazandı. 16-18. yüzyıllarda mutlak monarşiler millî kiliseler kurarak güçlerini artırdılar. 17. yüzyılda önce İngiltere‘de, sonrasında bazı diğer monarşilerde krallık anayasal hale getirildi ve monark yetkisini tanrıdan değil, halktan almaya başladı.


Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.